20 Ocak 2010 Çarşamba

Gezgine Aforizmalar -3


Gezgine aforizmalar no3:
Optimizini dibine vurmuş gezgin,
Son anda yapılan planların alerjik reaksiyonlara yol açabileceğini aklından çıkarma. Nitekim bu sefer fena çuvalladın. Ama içinde bulunduğun durumda dahi herşeye katlanılabilirlik yetini ortaya çıkarıp moralini bozmaman takdire şayan. Hep böyle yap sen çok iyi.

Efenim olaylar şöyle gelişti:

Christmas tatili ve bir takım burada açıklanamayan planlar vesilesiyle ben New York'a gitmeye karar verdim. Tatilin ondan önceki Las Vegas - Grand Canyon ayağında planları kesinleştirip Anaralarla kalmam gerekirkene henüz uçak biletimi almadığım için, kalacak yer rezervasyonu da yaptırmamıştım. Kafamda otostopla, otobüsle, trenle, rideshare ile NY tilkileri geziniyordu. Ucuza Ny a gidebilmenin bir yolu olmalı diye düşünür durur idim.

Onlarsa Brooklynin bağrında bir müstakil evde (B&B) kahvaltı dahil yer ayarlamışlar kendilerine. Eh, sonra ben tüm olası çılgın fikirlerimden vazgeçip, uçak biletimi aldım. NY da hepberaber aynı yerde kalır, gül gibi geçiniriz 3 gün diye düşünmüştük. Yanlız içten içe de ya şimdi bu işte bir sorun çıkarsa, kalacağımız yer otel değil sonuçta diye de içimden geçirmedim değil. Neyse, gel zaman git zaman ben NY a gidişimden bir gün önce öğrendim onlarla kalamayacağımı, yahut kalabilrdim ama gecesi 60 dolar. Uçağın kalkmasına saatler kala, hostelworld den girdim hostelbookersdan çıktım derken, Upper Manhattan'da geceliği 30 dolara 6 kişilik bir odada şuradan yer ayırttım. Resimlere ve yorumlara bakınca pek şirin bir yere benziyor. Adresi telefonu bir yere not ettim, sırt çantamı yüklendim ve yola koyuldum.

İşler buradan sonra beklenmedik bir hal aldı. Yazının buradan sonraki kısmı iğrençlik, pislik ve kötü talih içermektedir, bünyesi kaldırmayanları en son paragrafa alalım.

25 Aralık Christmas sabahı saat 5 de NY a vardım, dosdoğru hostele yollandım. Evden çıkmadan küçük bir kroki çizmiş, sokak adı ve göz kararı yeri krokime işaretlemiştim. Sırtımda koca çantam, çevremde "bozuk var mı ?", "mutlu noeller", "nereye böyle" diye gezinen tipler, olası adrese gittim. Ancak döndüm dolaştım hostele benzeyen bir yer yok. Sokakta ne başka bir dükkan ne bir tabela asılı. Adresten emin olamadım, babamı aradım internetten tekrar kontrol ettik, ama çevrede hostel namına bir şey yok. Adresin bulunduğu bina iki katlı, külüstür, turuncu taşlı bir yapı. Kapı numarasıyla adresi teyit ettim ve zili çaldım. Saat sabah 7. Bekledim bekledim sonunda yan bloktan zenci bir abi çıktı. Meğersem iki bina da onlara aitmiş de yan girişi kullanıyorlarmış. Doğru yeri bulmanın verdi sevinç yerini tedirginliğe bıraktı. Zira korsan bir hostelde olduğumu anladım. İnternetten 9 dolarlık ön ödemeyi de yapmıştım halbusu. Binanın içine girdik ama koridoru dış kapıdan ayırması gereken kapı yerine bir çarşaf. :S Zank...O zaman bir gariplik olduğunu sezdim, bu çarşaf pek hayra alamet olamazdı. Neyse bir kaç çarşaf kapıyı geçtik biri daha, bir çarşaf kapı daha derken asıl hole girdik. Sabah çok erken olduğundan odayı gösteremeyeceklerdi, e ben de başka bir seçeneğim olmadığından madem çantalarımı bırakayım gece gelirim dedim. Ben gece geç geleceğimden abi bana otelin dış kapısının anahtarını verdi, çarşafların yarattığı izolasyondan zili duyamama ihtimalleri vardı tabi :)

Neyse asıl can alıcı kısma gelmedik henüz. Yanıma sevdiceklerimle görüşmek ve zor durumlarda internete bağlanabilmek için laptopumu almıştım, hata etmişim. Külüstür de olsa kıyamadım bilgisayarımı arkada bırakmaya, 3 kiloluk aleti de sırtımda gezdirdim tüm gün. Anaralar güya sabah 7 de varacaklardı NY'a. Arıyorum arıyorum telefonları kapalı, e hadi bir saat daha bekliyim şu sokağı da göreyim, burada ne varmış derken Times Square de dolandım durdum tüm gün. Günlerden 25 Aralık Christmas olduğu için, sokaklar bomboştu sabahın köründe. Gez gez, üşüdüm bir kiliseye girip sabah ayinine katıldım, sıcak bir otel arayıp Hilton'un barında ısındım derken akşam oldu. Anaralarla buluştuk, ucuzundan Çin Mahallesine yemeğe gittik vesaire vesaire...

Uyku vakti geldi çattı. Ben gece 12 gibi hostele yollandım biraz tırsarak. Öyle çok telaş yapmadım ve korktuğum gibi de olmadı. Yolda bu sefer kimse soru sormadı, sağasağlim hostele vardım. Bir gittim zenci abi e hadi çantaları alalım diğer binaya gidiyoruz demesin mi. Yolda 6 kişilik odalarının dolduğunu, beni 10 kişilik bir yere götürdüğünü söyledi. Günlüğü 30 dolara değil de 15 dolara kalacağımı da ekledi. E ben indirimi duyunca yelkenleri suya indirdim, zaten param yok, ama bir yandan da nereye gidiyoruz diye düşünüyorum. Öyle çok düşünmeme fırsat kalmadan yan sokağa döndük ve iki blok ötedeki binaya girdik. Oda 10 kişilik bir ahır tadında, heryer heryerde, kimisi horluyor kimisi oje sürüyor... Zenci abi bana jest olsun diye alt ranzadan yer ayırtmış, yatağı çevredeki eşya yığınından arındırmış sağolsun. Ben de eh madem bu gece burada kalıyım yarına başka bir yer bulurum, gecenin bu saatinde nereye gideceğim diyerekten zihnimi ayarladım. Asıl binadayken terasa açılan kapıdan bahsetmişti abi, ben de yok canım bu soğukta terasta ne işim var Allah aşkına diye hiç o tarafa yönelmemiştim bile. Zenci abi bizim odanın camından zıplayıverdi ben bunları düşünürkene, ben aman nereye zıpladı bu derkene, meğersem terasa açılıyormuş o pencere. Teras da asıl binaya bağlıymış. Camda da perde var tabi, ben de farkedememişim. Neyse ben çarşafların ne kadar kirli olduğunu falan farkedip el mahkum yerleşmeye koyuldum nihayetinde. İyice içim tiksindi, picamalarımı giymemeye karar verdim, onların pislenmesini istemeyecek kadar pis bir yatakta uyuyacak olmam gerçeği bünyemi şöyle bir sarstı. Yanımda yeterince kıyafet olduğundan sallamadım yattım öyle yatağa. Gece oldu. Ben bir o yana bir bu yana döndüm fekat uyuyamadım bir türlü. Jet-lag de olmuşum üzerinize afiyet 5 saatlik yol ve 3 (?) saatlik zaman farkı sebebiyle, bir de gittikçe üşümeye başladım. Dönüyorum dönüyorum yok, alt ranza da pencere dibi, bir türlü ısınamadım. Gittikçe soğudu ortalık, kalorifer görevi gören üfürüklü alet de bir açılıyor 5 dk için sonra 15 dk kapalı. Kalktım bu soğuk gerçek olamaz kapı mı açık diye bi bakınıyım dedim. Bir de ne göreyim pencereden rüzgar fuu diye estiriyor içeriye. Uğraştım ittim kaktım kapanmıyor pencere, oda buz gibi. Sonra tüm soğukkanlılığımı takındım, üstüme kabanımı, içine de incecik bir hırkam vardı onu geçirdim. Sabahı ettim nitekim. Bu pislik içinde güne devam edemem, bir duş alıyım diye banyoya girdim. Pislik içindeki banyonun küvetinin ne kadar temiz olduğuna şaştım. Neyse açtım musluğu köpüklendim bir güzel, sonra tam durulanayım diye tekrar açtım suyu , zank buz gibi su. Ben köpüklü köpüklü kalakaldım. Ya sabır tanrı beni deniyor diye içimden bütün iyi dilekleri geçirip bugün de soğuk suyla duş alacağım varmış diye kendimi gerçekliğe döndürdüm, buz gibi suyla duş aldım, sinirlerim kaldı.

Neyse elektrik vardı da ıslak saçlarla gezinmedim, buna da şükür. İşte gittim bi hışımla zenci abiye, dedim odanın penceresi bozuk, banyoda buz gibi su, insan mı barındırıyosunuz hayvan mı demedim, izah ettim durumu, başka bir yer bulmaya çalışayım ben bugün dedim o da birisi çıkıyo bugün seni 6 kişilik odaya alıcaz söz dedi. Ben içimden yok arkadaş kalmam ben bu yerde diye geçirdim, wireless kodunu aldım, başladım kalacak nezih bir yer aramaya. Fekat nerdeee, günlerden olmuş Cumartesi, 50 dolardan aşağıya hostel yok. El mahkum bir çaresine bakacağız diye laptopumu sırtlandım yola koyuldum. İşte gezdim tozdum yine kürkçü dükkanına döndüm gece. Tabi nerede 6 kişilik oda, yine eski yerde kalacakmışım. Bu sefer pijamalarıma kıyacağım ne de olsa bir çift yedek daha getirmişitm dedim, kaderime ve parasızlığa boyun eğdim. Kaldığım binaya geri döndüm, allah allah kapıda NY su işleri binası bilmemne ofisi falan yazılı, yanlış yere geldik dedim. Çıktım binadan bakındım yandaki yerlere yok dünkü geldiğim yer ama bana bir başka görünüyor. Odaya girdim odanın şekli değişmiş, yatakların yerleri fln değişik, bir tane daha ranza koymuşlar, hemen pencerece baktım onu da yapmışlar, yanına da bir paravan koymuşlar rüzgarı kessin diye sanırım. Allahtan yanımda yastıkkılıfı falan getirmiştim de bitlenmedim sanırım(?). Neyseki kalorifer aletini de tamir etmişler, uykusuzluktan mıdır nedendir bu o gece iyice bir uyudum. Ertesi gün yine check ettim hostel fiyatlarını, koskoca sırt çantama bir baktım, e bi gece daha kalıyım zaten indirim de yaptılar diye koyverdim gitti. Son gün de ödeme yapıcakken, zenci abi sana daha çok indirim yapıcaz dedi 90 dolar olan 3 gecelik internet fiyatını, hakettiği fiyatın biraz üstüne 30 dolara ben ağzımı bile açmadan düşürdü. Yazacağım kötü yorumdan kurtulabileceğini sandım ama yanıldı sanırım. Ama öyle de çok sitem etmedim, uslu müşteri oldum, kaderime boyun eğdim. İçimdeki hayvanı biraz besledim, ruhum kirleneceğine üstüm başım kirlensin dedim. Daha neler dedim aslında ama unuttum şimdi.

Nitekim bir NY macerasının daha sonuna gelmiş bulunmaktasınız. Diğer kalan bir haftada da Irlanda'dan gelen arkadaşlarımın arkadaşlarının evinde Amerikan bir aile ortamında konakladık.

Beni merak etmeyiniz, esen kalınız, zaman zaman kendinizi şımartmayıp gerçeklerle yüzleşiniz...

eğer hani foto hani foto diyorsanız sizi şöyle alalım .


Hamiş : Bu talihsizlikten bir kaç gün sonra heryerimde kırmızı benkler çıktı ve acayip kaşındım, iki hafta geçmedi:(


25 Aralık 2009 Cuma

Gezgine Aforizmalar -2

Gezgine aforizmalar no2:
Hey gidi gezgin,
Son anda plan yapmanın zevkini yaşa, telaşı mutluluğa çevirmeyi bilen insan ol bir kerecik. Erken rezervasyon yaptırmış olsan ne kadar da kara geçecektin diye düşünmece yapma, ama yine de gözün uçak + hostel fiyatlarında olsun:) Huyum değildir aslında son anda plan yapmak, ya da huyum kurusun diye içinden geçirme bence! Dönünce konuşalım biz seninle tekrar...

23 Kasım 2009 Pazartesi

Gezgine Aforizmalar -1

Gezgine aforizmalar no1: Öyle durmadan her şeyi istemece yok. Onu da istiyorum bunu da istiyorum diye çıta yükseltmece yok. Bir gün de halinden memnun ol evladım. Yok illa da isteyeceğim diyorsan, olmayınca da üzülme.Bu süreçte de kendini yime, bitirme.

Rüyalarıma giren havayolu şirketleri işi büyüttü, çok kar yapıcaklar. Rüyalarımın reklamla donanması da şu içinde bulunduğum düzenden mi acaba? Gerçi buradaki reklamları ancak spor yaparken TV de izleyebiliyorum, çoğu saçmasapan. Gece gündüz demeden ayıp reklam koyuyorlar afedersiniz. Yahut zayıflama reklamları.

Ne istiyorum ben başka, paragliding yapmak istiyorum. İstemiyorum işte özeniyorum, özentiyim. Ama okulun yanındaki Torrey Pines Glider Port öyle muhteşem bir yer ki, ben uçmuyum kalsın diyen biri olacağını sanmam. Bilkentte hevesle başladığım Havacılık Kulübüne parasızlık + yoğunumsanmacılık +mahalle baskısı sebebiyle elveda demek zorunda kalmıştım. Ah demez olaydım,burada başlangıç eğitimi bin dolarlardan başlayor. Neyse bunu o kadar çok istemiyorum şimdilik, izlediklerim yeter, uçucam da başım göğe mi erecek yani. Yan tarafta Blaks's Beach in üstüne konumlanmış olan Torrey Pines GlidePort manzarasını görüyorsunuz.Amcamlar o tepedeki kayalıklardan kendilerini kaldırıyorlar havalara:) Nitekim paragliding de esas hava akımlarını vs. iyi kullanmak, rüzgarın etkisiyle yükselmek alçalmak.

Bir de iş bulmak istiyorum, para kazanmaca. Öyle her zaman çok param olsuncu bi insan değilim, ama bazen böyle ah diyorum bin dolarım daha olsa neler yapmazdım. CV mi update etme işini geciktire geciktire şu zamana sarkıttım, utanıyorum kendimden. En azından başvurup kabul edilmiyim, burnum sürtülsün :)

Normal, sıradan, doyurucu, lezzetli yemekler yemek istiyorum. Suşi yemek istemiyorum, meksika yemeğinden de gına geldi. Burdaki kafelerdeki abidik gubidik yemekler de çok zor bi yemek ısmarlama süreci yaşamama sebep oluyor. Her tekin olmayan yemekte şu konversation gerçekleşiyor:
-Bunda ne var,
+ abidgus gubidigus
- Hımm, pardon o nedir?
+ İşte şundan bundan biraz da ondan
- (Domuz) var mı onda (domuz)?

Parantez içindekileri cilantro, ya da tatlı sos ile değiştirin. Yani bazen üçünü birden sormak zorunda kalıyorum.Action oluyor. Hayır her şeye o tatlı sostan koymak zorundalar sanki! Hele o cilantro denen maydonozumsu ot, aman yarabbi hayatımda yediğim en iğrenç ot iğğgk. Baktım neymiş diye, kişniş bitkisinin lifli kısmı deniyor ama yok böyle bişi.Zaten dün yanlışlıkla domuz yedim psikolojik olarak miğde bulantısı kusma isteğiyle doldu zihnim. İşte ne versen doymayan insan kavramına bir örnek daha.

Şimdilik isteklerim bu kadar, yahut hepsini deşifre etmiyorum burada, koca Ezgi bu kadar şeye kanar mı yauww?

17 Ekim 2009 Cumartesi

San Diego Tıkırdatmaları - Herhangi bir gün

İçim bu kadar sıkılmasa, hiç yazacağım yoktu, hiçbir sosyal gümbürtüde ev saatiyle C.tesi 9.00 da kimseyi bulabileceğimi ummuyodum zaten. Hala türkçe klavyemin olabilmesini çok sevdiğimden rahat rahat yazabiliyorum. Zaten macbook sahibi olmamanını en güzel yanı da bu:) Uzaklara gelişim bir ay olmuş, zaman, özellikle haftalar çok çabuk geçiyor. Sanki hala geçen haftadaymışım gibi, halbukim evde C.tesi ( bakınız ne kadar dandirik bir zaman anlayışım var, hafta c.tesi?). Dün herzamanki gibi yarın bambaşka bir gün olacak diye karar verip yine bir önceki günkü manteliteyle yaşamış olmamak için bugün okulun yakınındaki Black's Beach'e gittim. Yapılacak dizi dizi ödev ve proje yığınını sallamayarak, Maike'nın aşırı-misafirperver ailesiyle kuzeydeki göl evi tatilinde olması sebebiyle, Cindy ve Allison'un da böyle iyiyiz biz demeleriyle ( bakınız birçok yabancı arkadaş edindim, hiç yanlız değilim) bir acele içinde bikinilerimi giydim, Pop-co cuğumu ve mini havlumu da alıp plaja doğru yollandım. Yolda kendime ABC ( American Born Chinese, çinli görünümlü amerigan) bir arkadaş da edinip, bol muhabbetli bir plaj çıkartması yaptım. Bir aydır burada olup okula 15 dakika uzaklıktaki plaja gidememiş olmanın verdiği üzüntüyü üzerimden attım, bir daha gelmek üzere plajla sözleştim, dönüşte de gerçekleştiremeyeceğim sabah erken kalkıp plaja koşuya gelme hayalleri kurdum. UCSD denizden bilmemkaç metre yukarıda olduğundan, plaj Çiçek ailesi bilir Kömür Limanı gibi dolambaçlı bir yola sahipti. Çıkışı da hiç durmamacasına 10 dk içinde yürüdüm, aslında dönüşün buradakilerin abarttığı kadar dik olmamasına sevindim. Plajın bir bölümü okula bir bölümü nudist( cıbıldaklıktan hoşlanan insanlara verilen ad) cemaatine ayrılmıştı. Ayrılmıştı derken, soyut anlamda, yoksa ben şöööyle bir yürüyüm diye sahil boyunca yaptığım yürüyüşte, sınır mınır olmadığını deneyimledim. Ben kimseyi cıbıldak görmekten hoşlanmıyoorum ama burdaki deyimle "nüdist plaj ama cıbıldak görmek istemeyeceğiniz cıbıldakgildenlerin yeri maalesef" tembihlerini de zihnimde doğruladım, ve cıbıldak amcaları görünce (önce cıbıldaklıklarından emin oldum) sonra da başımı öne eğip yürüyüşüme devam ettim. Koca koca dalgalarda sörf yapan insanlara bakıp iç geçirdim, neden sörf dersine gitmediğimi tekrar bir sorguladım ve bu diyarları sörf yapmayı öğrenmeden terk edersem daha da hayıflanacağımı sezdim. Gerçi okyanus(denüz değil) soğuktu, wet-suit( balıkkadın giyisisi)olmadan biraz üşüyebilirdim maazallah hastalık da kapabilirdim, zaten başvuru tarihinde yeterli nakit param da yoktu diye kendimi avuttum. Biraz güneşlendim, küçük plaj sinekleri kitap okurken pek rahat vermedi, sonrada biraz yürüdüm ve geri döndüm.

Akşamki dans partisi ve günbatımı izleme önerilerini geri çevirdim, kendimi yapılması gereken işlere odaklamaya çalıştım fakat beceremedim. Derken en iyisi içimi ihmal ettiğim bloğa dökeyim dedim. Yarın için yine erken kalkma planları kurdum. Nitekim yarın Fransız ev arkadaşımın doğumgünü, kendisi haftalık pişirdiğim muzlu keklere hayran ve doğumgünü için benden yine muzlu kek pişirmemi rica etti. Muzlu keke doğum günü pastası kıyafeti de giydirmem gerekecek sanırım. Ve buraya resim ekleyememenin verdiği hüzünle yazdıklarımı sonlandırmaya karar verdim.

3 Haziran 2009 Çarşamba

Dublin Macerası

Sonunda yazmaya fırsatım oldu. Üç gündür oradan oraya koşturup, bir yandan da çevremdekileri anlamaya çalışıyorum. İrlandalılar acayip bir ingilizce konuşuyor, ilk gün söylenenlerin yarısını anlayamadım, ikide bir what? what? diye sorup durdum. Gittikçe anlamaya başlıyorum ama şimdilik her şey zor görünüyor. Hala bir SIM cart alamadım, çünkü şehir merkezine gidip alışveriş yapmaya vaktim yok. Oradan oraya 10 kişilik bir grupla koşturunca alışveriş yapmak imkansız. Bugün çalışma ofisimize gittik, danışman hocam Prof. Barr SMyth ile konuştuk, mentorumla tanıştım vs.. Hava iki gündür çok güzeldi, ama bugün biraz daha soğuk. Sanki çevremdeki her şey çok anlamsızmış gibi, sanki Dublin'de değil de hiç de ilginç olmayan bir yerde çalışıyormuşum gibi. Zaten bilardoya benzeyen pool ball dedikleri oyundan da bir şey çakmıyorum. Söylenenleri anlayamamak çok ezik bir şey, ikide bir acaba doğru mu anladım, yok bu ingilizce ne demekti vs. diye düşünüp duruyorum.

Odamı bile yerleştirmeye ancak vakit bulabildim. Bir an önce kendimi bir düzene sokmam gerekiyor. Yemek işi de ilginç, ilk gün birşeyler atıştırdım, ikinci gün de Guiness StoreHouse a gittiğimiz için orada birşeyler yedim, akşam da bir pubda birşeyler atıştırdık. Yani daha doğru düzgün birşeyler yiyemedim. Ama mutfakta İrlandalı arkadaşların kap kacağı var ve herkes yemek yapmaya gönüllü. Sorun şu ki alışveriş merkezi yaklaşık yarım saat yürüyüş mesafesinde ve elimde poşetlerle yürümek çok kötü ve zaten insanlar sırt çantalarını alıp alışverişe gidiyorlar benim gibi gezmeye gider gibi değil.

Bİlgisayarımın kamerası da çalışmıyor zaten, skype ayarlarını yapmak da biraz uzun sürdü.

30 Ekim 2008 Perşembe

Yükleniyor...

Biraz daha bekleyin...
Az daha...
Hop...

Gezdim, gördüm, beğendim doğrusu. Uzun bir aradan sonra bu iyi geldi. Neler oldu neler :

- InterRail yaptım ki detaylara yavaş yavaş ulaşabilirsiniz, solda!
- Bir takım araştırma-geliştirme sürecine girmiştim, şu an rölantide gidiyorum, detaylar solda!
- Büyüdüm bir yaş daha :)

12 Nisan 2008 Cumartesi

Yaz geliyoor!

Sonbahardan beri yazmadığımdan, ilkbaharı da böyle kös kös geçirmemek için yeni gelişmelerle buradayım. Bu arada bir de ingilizce blog açtım wordpress'ten. Japonca yine tam hızıyla devam ediyor, interRail planları da tamam, bileti bile aldık ama şu Euro da düşerse tam süper olacak. Bunun yanısıra yaz okuluna kalmam sebebiyle yazın bir kısmını burada geçireceğim. Portakal Teknoloji'ye staj için kabul edildim tabi bir şey daha var ama o olmazsa büyük ihtimalle Java ve kriptoloji alanında kendimi geliştirmeyi planlıyorum.

BUCC cephesindeyse işler pek parlak sayılmaz. BİLMÖK ' te bir güzel eğlendikten sonra biraz hüzünlü biraz sevinçli ayrıldık bir dahaki BİLMÖK' ü Bilkentte yapamayacak olmamızın verdiği kasvetle.Linux seminerleri de bitti ancak önümüzdeki hafta için bir Java semineri düşünüyoruz gerçi daha cevap gelmedi konuşmacıdan.

Şimdilik böyle...