Sonunda yazmaya fırsatım oldu. Üç gündür oradan oraya koşturup, bir yandan da çevremdekileri anlamaya çalışıyorum. İrlandalılar acayip bir ingilizce konuşuyor, ilk gün söylenenlerin yarısını anlayamadım, ikide bir what? what? diye sorup durdum. Gittikçe anlamaya başlıyorum ama şimdilik her şey zor görünüyor. Hala bir SIM cart alamadım, çünkü şehir merkezine gidip alışveriş yapmaya vaktim yok. Oradan oraya 10 kişilik bir grupla koşturunca alışveriş yapmak imkansız. Bugün çalışma ofisimize gittik, danışman hocam Prof. Barr SMyth ile konuştuk, mentorumla tanıştım vs.. Hava iki gündür çok güzeldi, ama bugün biraz daha soğuk. Sanki çevremdeki her şey çok anlamsızmış gibi, sanki Dublin'de değil de hiç de ilginç olmayan bir yerde çalışıyormuşum gibi. Zaten bilardoya benzeyen pool ball dedikleri oyundan da bir şey çakmıyorum. Söylenenleri anlayamamak çok ezik bir şey, ikide bir acaba doğru mu anladım, yok bu ingilizce ne demekti vs. diye düşünüp duruyorum.
Odamı bile yerleştirmeye ancak vakit bulabildim. Bir an önce kendimi bir düzene sokmam gerekiyor. Yemek işi de ilginç, ilk gün birşeyler atıştırdım, ikinci gün de Guiness StoreHouse a gittiğimiz için orada birşeyler yedim, akşam da bir pubda birşeyler atıştırdık. Yani daha doğru düzgün birşeyler yiyemedim. Ama mutfakta İrlandalı arkadaşların kap kacağı var ve herkes yemek yapmaya gönüllü. Sorun şu ki alışveriş merkezi yaklaşık yarım saat yürüyüş mesafesinde ve elimde poşetlerle yürümek çok kötü ve zaten insanlar sırt çantalarını alıp alışverişe gidiyorlar benim gibi gezmeye gider gibi değil.
Bİlgisayarımın kamerası da çalışmıyor zaten, skype ayarlarını yapmak da biraz uzun sürdü.