almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2012 Cumartesi

Alamanca Alamanca Benden Iyisini Bulamanya

De gidi göçcceee Alamanya!


Şaka bir yana, son bir haftadır Alman yaşamına balıklama dalmış durumdayım. Ya da Almancaya diyelim. Saarbrückende uzun uğraşlar sonucu bulduğum paylaşımlı eve ( WG) taşındım ve bir haftadır burada yaşıyorum. Ev arkadaşlarımın hepsi Alman. Evde sadece Almanca konuşuyoruz, ben de dahil.
Son bir haftadır yaşadığım gidiş gelişleri, uyum sürecini, zorlukları biryerlere not etme ihtiyacı hissettim. Nadir blog yazılarıma birini daha eklemiş oldum böylelikle.

Almancam için çok faydalı olacağını düşündüğüm yerlilerle birlikte yaşam filozofisi beklediğimden daha zor çıktı. Evde kalışımın ikinci akşamında ev arkadaşlarımla beraber chili-concarne yaptık. İlk başlarda basit basit kendimi tanıtma çabalarım sonuç verdi, ev arkadaşlarımı ve onların sevgililerini tanıma sürecini ucuz atlattım. B1 seviyesindeki ( başlangıç ile orta arası diyelim, ben de tam bilmiyorum hangi seviyedeyim açıkçası) Almancam konuşmanın ilk aşamasındaki söylenenlerin çoğunu anlamaya yetti. Gelgelelim, zaman ilerledikçe eve gelen misafirler ve en üst zorluk seviyesine erişen Almanca düzeyi beni epey bir hüsrana uğrattı. Evdeki misafirlerle birlikte 7-8 Almanın non-stop yaklaşık 3 saat boyunca hiç durmadan konuşmaları ve benim ortamda dönen muhabbetin sadece %10-20 sini anlayabilmiş olmam moralimi düşürdü. Tüm bu süre içinde bense yemek masasının bir köşede sessizce oturup kulaklarımı ve algı motorumu açarak kendimi zorladım. Bir yandan da içimden nasıl yapsam da Almancami daha iyileştirsem diye de düşündüm. Sanırım beni en çok zorlayan şey kelime dağarcığımın çok fakir olması. Parça parça anladığım cümleleri bir araya getirip anlamlı bir hikaye uydurmam hayal gücüme ve ara sıra bana sorulan soruları da anlamaya çalışan zavallı beynime düştü.

Ertesi gün ev arkadaşım F. ile beraber koşmaya gittik. Yaklaşık 30-45 dakkika boyunca hem koştuk hem de muhabbet ettik. Farkına vardım ki, birileriyle direk Almanca konuşmak algı seviyemi daha çok arttırıyor. Gerçi bu çok bilinen bilimsel bir gerçek sanırım, ben de birince elden tecrübe etmiş bulundum. Konuşmamızın bazı yerlerinde (muhabbetin selameti için) İngilizceye döndük. Ama koşu sonrası kendimi daha mutlu ( belki de spor sayesinde bünyemdeki endorfin artısı dolayısıyla), Almancaya biraz daha hakim hissettim (peh!).

Ne mutlu ki ev arkadaşlarım epey sosyaller. İlk hafta boyunca neredeyse her guün mutfakta toplanılıp muhabbet ediliyor. Bu sabah da ev ahalisi ( ki dün gece evde uyuyan toplam 7 kişiydik, normalde 4 kişilik) ile birlikte kocaman bir kahvaltı ettik.

Beni en çok hüsrana uğratan şey ise konuşmaların hep dışında kalıyor olmam. Ne konuştuklarını tam olarak anlayamadığım ve anlasam dahi doğru düzgün bir cümle kurup ben konuşmaya dahil olana kadar muhabbetin başka bir konuya zıplaması beni biraz üzüyor ve sıkılmış bir biçimde oturakalmama sebep oluyor. Bu sorunun ne vakit üstesinden geleceğim diye kara kara düşünüyorum.

Önümüzdeki hafta enstitüde başlayacak olan haftalık üçer saatlik Almanca dersleri belki faydalı olur. Ek olarak da başka biryerlerden (en muhtemel) okuldan Almanca desteği almam birlikte yaşam sürecime katkı sağlayacak diye umuyorum.

Bu arada ev ahalisinden iki kişini kısa dönem Türkçe öğrenmişliği var, arada bur Türkçe şu demk dimi diye sorup beni neşelendiriyorlar soğlsunlar.

Bundan bir yıl sonra umuyorum ki bu yazıya bakıp peh artık anlıyorum ve konuşabiliyorum diyeceğim.  Biliyorum, şimdiki üzüntülerim, kuruntularım kalmayacak :)

9 Ağustos 2012 Perşembe

Kaiserslautern'de Son Bir Ay


Almanya ya taşınalı tam bir yıl oldu! Koca bir yıl! Bu bir yıl içinde Almancayı soktum, yeni bir hayata başladım, akademik hayata ilk adımlarımı attım ve çabası bir sürü yere seyahat ettim. Kaiserslautern'e gelirken hayal ettiklerimin çoğuna şimdi gülüp geçiyorum. Doktora yapmanın ne demek olduğu hakkında ne kadar az bir fikre sahip olduğumu gün geçtikçe daha iyi anlıyorum. Sanırım bu büyük ölçüde ne amaçla doktoraya başladığımla ilgili. Şimdi düşünüyorum da ne kadar rastgele bir karar vermişim, ne kadar şans eseri buraya gelmişim... Neyseki ilgimi çeken bir alana doğru kayıyorum. İlk yıl birlikte çalıştığım hocam Umut, Amerika'ya CMU ya taşınıyor. Ben de Kaiserslautern'e bir saat uzaklıkta olan Saarbrücken'e yeni hocam Deepak ile çalışmak için taşınıyorum. Bu değişiklik üzerinde epeyce düşündüm, kolay olmadı, ve sanırım biraz dikkatim dağıldı. Nihayetinde verdiğim karardan memnunum, ya da şimdilik öyle olduğunu hissediyorum. Beni üzen tek şey yazla birlikte uzuun bir rehavet sürecine girmiş olmam.  İki haftalık Oregondaki yaz okulunda biraz pas attım ama, döner dönmez jetlag ve hastalık sonucu bir haftadır öyle yorgun ve isteksizim ki...

Geçen ekim ayında sevinçle taşındığım yeni evime de veda etme vakti geldi. Zaten 5-6 aydır taşınacağımı biliyordum, o yüzden evimi dekore etme çalışmalarını durdurmuştum. Şimdi ise yeniden taşınma, yeni ev bulma vs. derken yine bir yoğunluğun içine girdim. Tek başına yaşamak büyük bir konfor, ama yalnızlık çok da haz edilecek bir şey değil, özellikle kışın eve gelip kasvetli bir şekilde oturmak, tek başına yemek yemek. Her istedigni yapabilmek, eve istediğin misafiri çağrabilmek güzel şeyler ama yine de tekil bir yaşamın beni çok da mutlu etmediğine karar verdim. Bu sebeple Saarbrückende burada WG dedikleri paylaşımlı bir eve çıkacağım. Bir haftadır yoğun arama çalışmalarım devam ediyor ancak henüz içime sinen bir yer olmadı. Beni düşündüren diğer bir konu da KL deki evimde biriktirdiğim eşyaları ( çoğunlukla mutfak ıvır zıvırları) nereye koyacağım. Umuyorum ki bu telaşlar da geçecek. Neyse ki kardeşim yanımda. Annem ve babam da beni (bizi) ziyarete geliyorlar. Hem de karavanla :) Şimdi Budapeştedeler, her gün Mertle neredeler ne yapıyorlar diye heyecanla onları takip ediyoruz. Dönüşte de onların karavanında atlayıp güneye gideceğiz, denize, güneşe doğru :)