21 Nisan 2013 Pazar

Carklar arasinda

Uzun zamandir yazmak istiyorum, ama o kadar yogunum ki, sepet sepet bekleyen camasirlari yikamadan buraya yazmanin mumkun olmadigini anladim. En nihayetinde giyecek kiyafetim olmadan yazmam pek yakisik almazdi. Neyse, dun dag gibi buyuyen camasirlari tepeciklere donusturdum, ve icimdeki yazma gudusunun onundeki bariyerleri de kaldirmis oldum. Gelvelakin, beklenenden once gelmis bir rehavetin icine girdim. Bazen insanin basina bir olay gelir, gelmese bir turlu, hadi geldi daha bambaska, insan icinden cikamaz ya, ben de aynen oyle hissediyorum. Her iste bir hayir vardir diye kendimi avutuyorum, ama son bir kac aydir o kadar cok sey ya ertelendi ya da suya dustu ki, biraz hevesim kirildi acikcasi. Gerci ben biliyordum boyle olacagini diye de icimden gecirmistim.

Oncelikle uzak diyarlara olan seyahatim suya dustu, sonra da bir makale... Aralarda da duygusal anlamda bir kac planim suya dustu, gerci birini ben bogdum. Iyi ki de bogdum ama inaniyorum ki insan sevdigi ve tat aldigi seyleri yapmali. Sirf kendi sinirlarindan cikmak icin, kendini ispat etmek icin kisiligine ters giden seyleri yapmaya gerek yok. Denizde balik cok...

PS: Buraya kadar olanlari Mart ayinda taslak olarak yazmistim, sonra araya bin turlu is girdi yazamadim, simdi kaldigim yerden devam ediyorum:

Rehavet icine girdim dedigime bakmayin, yine is basindayim. Iki haftalik Turkiye ve Ingiltere seyahatlarinden sonra, yine tilki kurkcu dukkanina geri dondu. Ama bu sefer ye kurkum ye demece yok :) Tatil rehavetinden sonra geri kanitlarin basina donmek bir hayli zor, beni uyarmislardi da ne olacak canim demistim. Neyse, yavas yavas eski tempoma donuyorum...

Bir haftadir da diyete basladim, ki hem tatilde hem de iki aylik ofise kapanma surecinde aldigim kilolari geri verebileyim diye. Nitekim Tim Ferriss'in yolundan -yani yavas karbonhidrat diyetiyle- devam ediyorum. Her gun ofise bisikletle gel git o da etkiliyor tabiki, ayrica nehir kenarinda da yuruyuse basladim. Kosuya baslamaya korkuyorum cunku ayak bileklerimde hala sislikler cikiyor zorlayinca. Zaten insan on koldan degisiklige gitmemeli, adim adim degistirmeli kendini. Benim ogrenmem gereken konulardan biri de bu sanirim, hevese kapilip onuda degistiricem bunu da yapicam diye ortaya cikiyorum, sonra hic bir sey olmuyor... Nitekim, gecen ay heves kolleksiyonuma cello calmayi ekledim. Peh Ezgi, sen kim cello kim diye dusunebilirsiniz, ki ben de boyle dusunerek basladim. Ancak icimdeki sey, neyse o sey, beni komsu Fransiz koyundeki cellocudan cello kiralamaya ve deneme dersi almaya kadar itti. Ancak benden muzisyen olmaz arkadas... Neyse insanin kendi davranislarinin ve kisiliginin farkinda olmasi da guzel bir sey. Belki de o kadar guzel bir sey degil kendini bu kadar cok elestirmek. Hatta gecenlerde Alman bir arkadasim bana sen cok "Selbstkritik" ( ozelestirici) birisin dedi. Sonra da ben onu kritik ettim, ve bir daha gorusmedik. Neyse bu cok ekstrem bir ornek oldu cunku gorusmeyi kesmemizin baska nedenleri de vardi. Bilmiyorum, bu konuyu detaylica irdelemek lazim. Her zaman yaptigim gibi bu konuyu da neyse diye gecistiriyor (yine ozelestiri yine ozelestiri), heyecanli ve macerali yasamima geri donuyorum. Daha onumde kanitlanacak teoremler, yazilacak raporlar, yapilacak saglikli lezzetli yemekler var.