De gidi göçcceee Alamanya!
Şaka bir yana, son bir haftadır Alman yaşamına balıklama dalmış durumdayım. Ya da Almancaya diyelim. Saarbrückende uzun uğraşlar sonucu bulduğum paylaşımlı eve ( WG) taşındım ve bir haftadır burada yaşıyorum. Ev arkadaşlarımın hepsi Alman. Evde sadece Almanca konuşuyoruz, ben de dahil.
Son bir haftadır yaşadığım gidiş gelişleri, uyum sürecini, zorlukları biryerlere not etme ihtiyacı hissettim. Nadir blog yazılarıma birini daha eklemiş oldum böylelikle.
Almancam için çok faydalı olacağını düşündüğüm yerlilerle birlikte yaşam filozofisi beklediğimden daha zor çıktı. Evde kalışımın ikinci akşamında ev arkadaşlarımla beraber chili-concarne yaptık. İlk başlarda basit basit kendimi tanıtma çabalarım sonuç verdi, ev arkadaşlarımı ve onların sevgililerini tanıma sürecini ucuz atlattım. B1 seviyesindeki ( başlangıç ile orta arası diyelim, ben de tam bilmiyorum hangi seviyedeyim açıkçası) Almancam konuşmanın ilk aşamasındaki söylenenlerin çoğunu anlamaya yetti. Gelgelelim, zaman ilerledikçe eve gelen misafirler ve en üst zorluk seviyesine erişen Almanca düzeyi beni epey bir hüsrana uğrattı. Evdeki misafirlerle birlikte 7-8 Almanın non-stop yaklaşık 3 saat boyunca hiç durmadan konuşmaları ve benim ortamda dönen muhabbetin sadece %10-20 sini anlayabilmiş olmam moralimi düşürdü. Tüm bu süre içinde bense yemek masasının bir köşede sessizce oturup kulaklarımı ve algı motorumu açarak kendimi zorladım. Bir yandan da içimden nasıl yapsam da Almancami daha iyileştirsem diye de düşündüm. Sanırım beni en çok zorlayan şey kelime dağarcığımın çok fakir olması. Parça parça anladığım cümleleri bir araya getirip anlamlı bir hikaye uydurmam hayal gücüme ve ara sıra bana sorulan soruları da anlamaya çalışan zavallı beynime düştü.
Ertesi gün ev arkadaşım F. ile beraber koşmaya gittik. Yaklaşık 30-45 dakkika boyunca hem koştuk hem de muhabbet ettik. Farkına vardım ki, birileriyle direk Almanca konuşmak algı seviyemi daha çok arttırıyor. Gerçi bu çok bilinen bilimsel bir gerçek sanırım, ben de birince elden tecrübe etmiş bulundum. Konuşmamızın bazı yerlerinde (muhabbetin selameti için) İngilizceye döndük. Ama koşu sonrası kendimi daha mutlu ( belki de spor sayesinde bünyemdeki endorfin artısı dolayısıyla), Almancaya biraz daha hakim hissettim (peh!).
Ne mutlu ki ev arkadaşlarım epey sosyaller. İlk hafta boyunca neredeyse her guün mutfakta toplanılıp muhabbet ediliyor. Bu sabah da ev ahalisi ( ki dün gece evde uyuyan toplam 7 kişiydik, normalde 4 kişilik) ile birlikte kocaman bir kahvaltı ettik.
Beni en çok hüsrana uğratan şey ise konuşmaların hep dışında kalıyor olmam. Ne konuştuklarını tam olarak anlayamadığım ve anlasam dahi doğru düzgün bir cümle kurup ben konuşmaya dahil olana kadar muhabbetin başka bir konuya zıplaması beni biraz üzüyor ve sıkılmış bir biçimde oturakalmama sebep oluyor. Bu sorunun ne vakit üstesinden geleceğim diye kara kara düşünüyorum.
Önümüzdeki hafta enstitüde başlayacak olan haftalık üçer saatlik Almanca dersleri belki faydalı olur. Ek olarak da başka biryerlerden (en muhtemel) okuldan Almanca desteği almam birlikte yaşam sürecime katkı sağlayacak diye umuyorum.
Bu arada ev ahalisinden iki kişini kısa dönem Türkçe öğrenmişliği var, arada bur Türkçe şu demk dimi diye sorup beni neşelendiriyorlar soğlsunlar.
Bundan bir yıl sonra umuyorum ki bu yazıya bakıp peh artık anlıyorum ve konuşabiliyorum diyeceğim. Biliyorum, şimdiki üzüntülerim, kuruntularım kalmayacak :)