25 Aralık 2009 Cuma

Gezgine Aforizmalar -2

Gezgine aforizmalar no2:
Hey gidi gezgin,
Son anda plan yapmanın zevkini yaşa, telaşı mutluluğa çevirmeyi bilen insan ol bir kerecik. Erken rezervasyon yaptırmış olsan ne kadar da kara geçecektin diye düşünmece yapma, ama yine de gözün uçak + hostel fiyatlarında olsun:) Huyum değildir aslında son anda plan yapmak, ya da huyum kurusun diye içinden geçirme bence! Dönünce konuşalım biz seninle tekrar...

23 Kasım 2009 Pazartesi

Gezgine Aforizmalar -1

Gezgine aforizmalar no1: Öyle durmadan her şeyi istemece yok. Onu da istiyorum bunu da istiyorum diye çıta yükseltmece yok. Bir gün de halinden memnun ol evladım. Yok illa da isteyeceğim diyorsan, olmayınca da üzülme.Bu süreçte de kendini yime, bitirme.

Rüyalarıma giren havayolu şirketleri işi büyüttü, çok kar yapıcaklar. Rüyalarımın reklamla donanması da şu içinde bulunduğum düzenden mi acaba? Gerçi buradaki reklamları ancak spor yaparken TV de izleyebiliyorum, çoğu saçmasapan. Gece gündüz demeden ayıp reklam koyuyorlar afedersiniz. Yahut zayıflama reklamları.

Ne istiyorum ben başka, paragliding yapmak istiyorum. İstemiyorum işte özeniyorum, özentiyim. Ama okulun yanındaki Torrey Pines Glider Port öyle muhteşem bir yer ki, ben uçmuyum kalsın diyen biri olacağını sanmam. Bilkentte hevesle başladığım Havacılık Kulübüne parasızlık + yoğunumsanmacılık +mahalle baskısı sebebiyle elveda demek zorunda kalmıştım. Ah demez olaydım,burada başlangıç eğitimi bin dolarlardan başlayor. Neyse bunu o kadar çok istemiyorum şimdilik, izlediklerim yeter, uçucam da başım göğe mi erecek yani. Yan tarafta Blaks's Beach in üstüne konumlanmış olan Torrey Pines GlidePort manzarasını görüyorsunuz.Amcamlar o tepedeki kayalıklardan kendilerini kaldırıyorlar havalara:) Nitekim paragliding de esas hava akımlarını vs. iyi kullanmak, rüzgarın etkisiyle yükselmek alçalmak.

Bir de iş bulmak istiyorum, para kazanmaca. Öyle her zaman çok param olsuncu bi insan değilim, ama bazen böyle ah diyorum bin dolarım daha olsa neler yapmazdım. CV mi update etme işini geciktire geciktire şu zamana sarkıttım, utanıyorum kendimden. En azından başvurup kabul edilmiyim, burnum sürtülsün :)

Normal, sıradan, doyurucu, lezzetli yemekler yemek istiyorum. Suşi yemek istemiyorum, meksika yemeğinden de gına geldi. Burdaki kafelerdeki abidik gubidik yemekler de çok zor bi yemek ısmarlama süreci yaşamama sebep oluyor. Her tekin olmayan yemekte şu konversation gerçekleşiyor:
-Bunda ne var,
+ abidgus gubidigus
- Hımm, pardon o nedir?
+ İşte şundan bundan biraz da ondan
- (Domuz) var mı onda (domuz)?

Parantez içindekileri cilantro, ya da tatlı sos ile değiştirin. Yani bazen üçünü birden sormak zorunda kalıyorum.Action oluyor. Hayır her şeye o tatlı sostan koymak zorundalar sanki! Hele o cilantro denen maydonozumsu ot, aman yarabbi hayatımda yediğim en iğrenç ot iğğgk. Baktım neymiş diye, kişniş bitkisinin lifli kısmı deniyor ama yok böyle bişi.Zaten dün yanlışlıkla domuz yedim psikolojik olarak miğde bulantısı kusma isteğiyle doldu zihnim. İşte ne versen doymayan insan kavramına bir örnek daha.

Şimdilik isteklerim bu kadar, yahut hepsini deşifre etmiyorum burada, koca Ezgi bu kadar şeye kanar mı yauww?

17 Ekim 2009 Cumartesi

San Diego Tıkırdatmaları - Herhangi bir gün

İçim bu kadar sıkılmasa, hiç yazacağım yoktu, hiçbir sosyal gümbürtüde ev saatiyle C.tesi 9.00 da kimseyi bulabileceğimi ummuyodum zaten. Hala türkçe klavyemin olabilmesini çok sevdiğimden rahat rahat yazabiliyorum. Zaten macbook sahibi olmamanını en güzel yanı da bu:) Uzaklara gelişim bir ay olmuş, zaman, özellikle haftalar çok çabuk geçiyor. Sanki hala geçen haftadaymışım gibi, halbukim evde C.tesi ( bakınız ne kadar dandirik bir zaman anlayışım var, hafta c.tesi?). Dün herzamanki gibi yarın bambaşka bir gün olacak diye karar verip yine bir önceki günkü manteliteyle yaşamış olmamak için bugün okulun yakınındaki Black's Beach'e gittim. Yapılacak dizi dizi ödev ve proje yığınını sallamayarak, Maike'nın aşırı-misafirperver ailesiyle kuzeydeki göl evi tatilinde olması sebebiyle, Cindy ve Allison'un da böyle iyiyiz biz demeleriyle ( bakınız birçok yabancı arkadaş edindim, hiç yanlız değilim) bir acele içinde bikinilerimi giydim, Pop-co cuğumu ve mini havlumu da alıp plaja doğru yollandım. Yolda kendime ABC ( American Born Chinese, çinli görünümlü amerigan) bir arkadaş da edinip, bol muhabbetli bir plaj çıkartması yaptım. Bir aydır burada olup okula 15 dakika uzaklıktaki plaja gidememiş olmanın verdiği üzüntüyü üzerimden attım, bir daha gelmek üzere plajla sözleştim, dönüşte de gerçekleştiremeyeceğim sabah erken kalkıp plaja koşuya gelme hayalleri kurdum. UCSD denizden bilmemkaç metre yukarıda olduğundan, plaj Çiçek ailesi bilir Kömür Limanı gibi dolambaçlı bir yola sahipti. Çıkışı da hiç durmamacasına 10 dk içinde yürüdüm, aslında dönüşün buradakilerin abarttığı kadar dik olmamasına sevindim. Plajın bir bölümü okula bir bölümü nudist( cıbıldaklıktan hoşlanan insanlara verilen ad) cemaatine ayrılmıştı. Ayrılmıştı derken, soyut anlamda, yoksa ben şöööyle bir yürüyüm diye sahil boyunca yaptığım yürüyüşte, sınır mınır olmadığını deneyimledim. Ben kimseyi cıbıldak görmekten hoşlanmıyoorum ama burdaki deyimle "nüdist plaj ama cıbıldak görmek istemeyeceğiniz cıbıldakgildenlerin yeri maalesef" tembihlerini de zihnimde doğruladım, ve cıbıldak amcaları görünce (önce cıbıldaklıklarından emin oldum) sonra da başımı öne eğip yürüyüşüme devam ettim. Koca koca dalgalarda sörf yapan insanlara bakıp iç geçirdim, neden sörf dersine gitmediğimi tekrar bir sorguladım ve bu diyarları sörf yapmayı öğrenmeden terk edersem daha da hayıflanacağımı sezdim. Gerçi okyanus(denüz değil) soğuktu, wet-suit( balıkkadın giyisisi)olmadan biraz üşüyebilirdim maazallah hastalık da kapabilirdim, zaten başvuru tarihinde yeterli nakit param da yoktu diye kendimi avuttum. Biraz güneşlendim, küçük plaj sinekleri kitap okurken pek rahat vermedi, sonrada biraz yürüdüm ve geri döndüm.

Akşamki dans partisi ve günbatımı izleme önerilerini geri çevirdim, kendimi yapılması gereken işlere odaklamaya çalıştım fakat beceremedim. Derken en iyisi içimi ihmal ettiğim bloğa dökeyim dedim. Yarın için yine erken kalkma planları kurdum. Nitekim yarın Fransız ev arkadaşımın doğumgünü, kendisi haftalık pişirdiğim muzlu keklere hayran ve doğumgünü için benden yine muzlu kek pişirmemi rica etti. Muzlu keke doğum günü pastası kıyafeti de giydirmem gerekecek sanırım. Ve buraya resim ekleyememenin verdiği hüzünle yazdıklarımı sonlandırmaya karar verdim.

3 Haziran 2009 Çarşamba

Dublin Macerası

Sonunda yazmaya fırsatım oldu. Üç gündür oradan oraya koşturup, bir yandan da çevremdekileri anlamaya çalışıyorum. İrlandalılar acayip bir ingilizce konuşuyor, ilk gün söylenenlerin yarısını anlayamadım, ikide bir what? what? diye sorup durdum. Gittikçe anlamaya başlıyorum ama şimdilik her şey zor görünüyor. Hala bir SIM cart alamadım, çünkü şehir merkezine gidip alışveriş yapmaya vaktim yok. Oradan oraya 10 kişilik bir grupla koşturunca alışveriş yapmak imkansız. Bugün çalışma ofisimize gittik, danışman hocam Prof. Barr SMyth ile konuştuk, mentorumla tanıştım vs.. Hava iki gündür çok güzeldi, ama bugün biraz daha soğuk. Sanki çevremdeki her şey çok anlamsızmış gibi, sanki Dublin'de değil de hiç de ilginç olmayan bir yerde çalışıyormuşum gibi. Zaten bilardoya benzeyen pool ball dedikleri oyundan da bir şey çakmıyorum. Söylenenleri anlayamamak çok ezik bir şey, ikide bir acaba doğru mu anladım, yok bu ingilizce ne demekti vs. diye düşünüp duruyorum.

Odamı bile yerleştirmeye ancak vakit bulabildim. Bir an önce kendimi bir düzene sokmam gerekiyor. Yemek işi de ilginç, ilk gün birşeyler atıştırdım, ikinci gün de Guiness StoreHouse a gittiğimiz için orada birşeyler yedim, akşam da bir pubda birşeyler atıştırdık. Yani daha doğru düzgün birşeyler yiyemedim. Ama mutfakta İrlandalı arkadaşların kap kacağı var ve herkes yemek yapmaya gönüllü. Sorun şu ki alışveriş merkezi yaklaşık yarım saat yürüyüş mesafesinde ve elimde poşetlerle yürümek çok kötü ve zaten insanlar sırt çantalarını alıp alışverişe gidiyorlar benim gibi gezmeye gider gibi değil.

Bİlgisayarımın kamerası da çalışmıyor zaten, skype ayarlarını yapmak da biraz uzun sürdü.