23 Aralık 2012 Pazar

2012 Kitaplari

Ben normalde bir kitaba basladim mi, eger kitap cok berbat ilerlemiyorsa bitirene kadar elimden dusurmem. Zaman alsa da bitirmeye calisirim. Fakat bu sene o kadar cok kitabi yarim biraktim ya da parca parca okudum ki, kendime inanamiyorum. Icimde sanki cevaplari kitaplarda bulacagima dair bir umit var ve her kitaba bir takim sorular sorarak basliyorum. Cevap gelmiyorsa benim de hevesim kiriliyor. Sordugum sorular icinde bulundugum ruh haline gore degisiyor. Son zamanlarda hep kadinlikla iligili sorular soruyorum.

Ikinci gozlmemim de, gecen seneye gore daha cok Turkce kitap okumus olmam. Sanki Turkce kitap okurken bambaska bir dunyaya daliyorum. Ozellikle siir okurken. Turkce kelimeleri ozluyor insan, ve onlardan olusturulacak kombinasyonlari, farkli tatlardaki cumleler, misralar... Ozellikle kelime oyunlari beni miknatis gibi kendine cekiyor.

Bu sene neler okudum?

Aleph, Paulo Coelho: Simyaci' yi okumustum seneler once, pek fazla da hatirlamiyorum aslinda. Cok populer yazarlara karsi hep icimde bir tereddut olur. "Elif" i okumaya ikna oldum cunku  kitap Coelho'nun Trans-Sibirya yolculugu sirasinda tanistigi bir turk kiziyla olan iliskisini konu aliyor. trans-Sibirya deyince akan sular duruyor benim icin. 

Honour, Elif Shafak: Elif Shafak'in yeni kitabi ben Almanya'ya gelmeden once Iskender adiyla basilmisti. Ingilizcesini okumayi tercih ettim, ama eminim ki Turkce'si bambaska bir tat birakirdi. Bazi duygulari Ingilizce anlatmak o kadar zor ki. Yine de begenerek okudum. Sanki baska bir perspektiften bakiyor insan Turkleri anlatan bir kitabi Ingilizce okurken. 

Kurk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali: Turkiyeden gelirken Mertcan'dan almistim galiba bu kitabi. Sanrim ilk "Sabahattin Ali" kitabim. Neden bahsettigini hatirlamakta bir hayli zorlandim, sonra kitabi soyle bir karistirdim ve belki de bir daha okumam gerektigini dusunuyorum. Bu kitap sayesinde ogrendigim ve cok sevdigim ancak hafizamin derinliklerine gomulen bir kelime: 'hodbin'. Nereye baksa kendini goren kimse demek. Kulaga hos geliyor...

Altini cizdigim cumlelerden bir secki:

"Butun basit insanlarda oldugu gibi, kederden sevince, heyecandan sukunete geciyor ve butun kadinlar gibi her seyi cabucak unutuyordu" ( Oyle mi sahi?....)

"Siz de butun diger erkekler gibi, her seyi kabul eder gorunerek her seyi kabul ettirmek yolunu tutuyorsunuz"

"Bilhassa tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu... Neden? Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız? Niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız? Niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakküm, bizim reddedişlerimizde bile bir aciz bulunacak? Çocukluğumdan beri buna daima isyan ettim, bunu asla kabul edemedim. Niçin böyleyim, niçin diğer kadınların farkına bile varmadıkları bir nokta bana bu kadar ehemmiyetli görünüyor?"

Oryx and Crake, Margaret Atwood: Ilk Margaret Atwood kitabim. Ilk sayfasina su notu almisim: "2012, January. loosing my faith". Fantastik kitaplari sevdigimden olsa gerek, bu kitap da uslubu ve sirin carsafa sarili Kardanadami ("Snowman") ile gonlumu caldi. Sadece gecmisi hatirlayabilen bir fantazist ve maceralari. Edebi acidan cok yogun degil ama ilginc bir hayalgucu.

The Road, Cormac McCarthy:  Enstitunun kutuphanesinden aldigim bir kitap. Bir baba oglun terkedilmis bir dunyadaki hayatta kalma maceralarini anlatiyor. Severek okudum. Sonu uzucu. Yine de okuyucuyu bambaska bir melankolik diyara goturuyor. 

Olasiliksiz, Adam Fawer: Erman'in hediye ettigi ( ya da getirdigi) bir kitap. Gelecegi tahmin edebilen bir adamin hikayesi. Vasat. Yine de surukleyiciydi.

Happiness of Blond People, Elif Shafak: Penguen Specials tarafindan yayinlanan cokkulturluluk uzerine yazilmis kisacik bir kitap-makale. Tuba agacina yapilan referans hosuma gitmisti:

"In Sufi philosophy there is a legendary tree named Tuba. It's like any other tree, except it is upside down. Evergreen and ever bearing, its roots are up in the air, extending towards the vast, blue sky. I like that image. I find it comforting. It helps me envisage the possibility that one can have roots without actually putting down roots anywhere."

Fifty Shades of Grey+Dark, EL James: Herkesin uzerinde konustugu bu kitabi okumadan olur mu hic? Ilk ikisini okudum bu uclemenin. Kafa dagitmak ve BSDM de nedir diyerek basladim okumaya, edebi hic bir derinligi olmayan, ingilizcede "page-turner" diye tasvir ettikleri bir kitap. Bir kadin gozunden yazilmis olmasi ilginc ama bu kadar fazla ilgiyi haketmiyor bence. 


Fear of Flying, Erica Jong:  Sanirim feminist kulliyatini okumaya bu kuült kitapla basladim. Kurgusunu vs. dusununce aman aman bir ozelligi yok, ama uslup ve bambaska bir perspektifle yazilmis olmasi sebebiyle kitabi bir solukta okuyuverdim. 1970lerde yazildigi dusunulurse, cok liberal bir bakis acisi gunumuzle karsilastirinca gozler onune seriliyor. Zipless fuck tanimi sanirim kitabin en ilgi cekici ozelliklerinden biri:

"The zipless fuck is absolutely pure. It is free of ulterior motives. There is no power game. The man is not "taking" and the woman is not "giving." No one is attempting to cuckold a husband or humiliate a wife. No one is trying to prove anything or get anything out of anyone. The zipless fuck is the purest thing there is. And it is rarer than the unicorn. And I have never had one."


How to be a Woman, Caitlin Moran: Parca parca okudum bu kitabi, tum makaleler ilgimi cekmedi. Feminist bir Ingiliz tarafindan yazilmis, biraz garip ama oldukca komik bir kitap. Dili, tasvirleri de cok hosuma gitti, ancak doz doz okumak lazim bence.


Demiryolu Oykuleri, Kemal Varol: Sirin bir oyku seckisi. Turk yazarlardan demiryolu oykuleri... Bursada kitap fuarinda almistim. Bazi oykuler yairm kaldi, okunamadi. Bir dahaki tren yolculuguna kismet.

Mavi Orman, Defne Suman: Otobiyografik nitelikler tasiyan yogaesk bir kitap. Yazarin blogunu takip etmeye basladim kitaptan sonra. Yine de kitabi bitirmek icin epey ugrastim, sonlarina dogru ya ben tikandim ya da kitap.


Yetiskinler Ejderhalardan Neden Korkar?, Ishak Reyna: Deneme yazilariyla bezeli bir koleksiyon. Malesef hepsini okuyamadim. Ara sira acip bir kac makale okuyorum. Eski evimde tuvalet okumasi iyi oluyordu :P

The Black Swan, Nassim Nicholas Taleb: Neredeyse imkansiz seylerin etkisi uzerine yazilmis oldukca bilimsel bir o kadar da etkileyici bir kitap. Rastlanti eseri ortaya cikan olaylarin aslinda hayatimizi nasil etkiledigini, ve bu olaylari tahmin edebilmenin ne kadar zor oldugunu ve insanin her seyi tahmin etmeye calismaktansa bazen kendini bilinmeyene birakmasi gerektigini anlatiyor. Okumasi zor, cunku insan durup dusunmek istiyor. Ve o kadar cok referans var ki, bazen takip emesi zor olabiliyor. Hala bitiremedim ama cok az kaldi bitmesine. 






Monkeys with Typewriters, Scarlett Thomas: Sonunda Scarlett Thomas'in heyecanla bekledigim kitabi cikti. Cikti cikmasina ama ben hayal kirikligina ugradim cunku fantastik bir kurgu kitabi yerine nasil yazar olunur,  nasil iyi bir kitap yazilir temali bir kitap cikti.  Yarisina kadar ona olan tutkumdan dolayi okudum, ama sonra karsima daha guzel kitaplar, cevaplanmasi gereken baska kitaplar cikti. Bir yandan da dusundum acaba ben bir gun kitap yazabilir miyim diye? Yazabilirm iyim hakkaten? Uzun senelerdir hayalini kurdugum bir sey kitap yazmak, ama daha vakit var. 

Elveda 2012!

Bir yılın daha sonuna geldik. Bu sene hem bir şehir hem de bir ruh hali değiştirdim. Kabuk atar gibi bir katman attım. Akademik ve romantik anlamda. Özellikle son bir kaç aydır önceliklerim üzerinde iyice düşünme vaktim oldu. İş/ders yükü sebebiyle ofiste geçirilen saatlerin de etkisiyle doktora öğrencisi moduna doğru büyük adımlar attım. Üzerime bir karabulut gibi çöken boşvermişlik hissi az da olsa azaldı, yerini meşgulluk sarhoşluğuna bıraktı. Meşgullükse az şekerli bir tatminkarlık hissine kapılmamı sağlıyor. Özellikle yılın ikinci ve üçündü çeyreğinde yaşadığım çalkantılı dönemden sonra kaydadeğer bir şeyler yapıyor olabilmek tatmin edici. Bir an kendimi fal yazarı gibi hissettim :P Neyse, önümüze bakıyoruz her zaman olduğu gibi. Gelecek senenin ilk yarısı oldukça yoğun ve bol seyahatli geçecek.  Uzun zamandır hayalini kurduğum bir etkinliğe katılmak için uzaklara gidiyorum, hem de daha önce hiç bulunmadığım bir bölgeye. Ehem, bir an bunun bir elveda 2012 yazısı olduğunu unuttum. 

Gelelim bu senenin başlıklarına.

Okuduğum kitaplar için ayrı bir yazı yazacağım, ya da yazı dizisi. Sanırım bu sene 2011 e göre daha fazla okudum. Özellikle son zamanlarda feminist külliyatına dalış yapmış bulunmaktayım. Fırsat ve cesaret bulunca yazacağım. 

Gezip gördüğüm yerler bana kalsın, çünkü o kadar çok seyahat ettim ki geçen sene, yazmaya takatım yok. Gittiğim bazı yerlerde kazıklandım, bazılarında yeni maceralara kucak açtım, bazılarındansa hüzünle ayrıldım, keşke gitmeseydim dedim. Bu sene ilk uçağımı kaçırdım. Bursadan dönerken bayram trafiğine takıldım ve hayatımın en tehlikeli taksi yolculuğunu yaptım.  Daha hızlı, daha hızlı diye arka koltuktan yakışıklı taksiciyi acele ettirirken, az daha jet hızıyla öbür dünyaya gidiyordum. Sonunda kaçtı uçak. Herşeyde bir hayır varmış, böyle de avuttum kendimi. 

Gidemediğim yerlere gelince... Can arkadaşım Hatice ile planladığımız güney seyahatinde onu ektim, şimdi keşke biri kafama oklavayla vuraymış diyorum. Hatice beni affet! Havalar ısınsın kuzeye uzun zamandır gitmek istediğimiz ülkeye gidicez diyerek avutuyorum kendimi. 

Ve yeni arkadaşlıklar, yeni ilişkiler. Geçen sene sosyal ilişkilerime ayrı bir özen gösterdim. Daha doğrusu sosyal ilişkilerimi geliştirmek için çaba harcadım diyelim. Bu konuda büyük gelişme gösterdiğimi düşünüyorum. Tabi bu süreçte hayatımda toplam tüketmediğim kadar alkol tükettim sanırım. Eh olur o kadar... Yıl sonuna doğru intoxication sürecine girdim,  yeni yıla temiz başlıyorum :P


Yılın farkındalıkları. Yaşlanıyorum velhasıl kelam. 24 yaşımın son yarısı... İlk beyaz saçın düşüşüyle başlayan bu süreç, yeşil pasaportumun vadesini doldurmasıyla son bulacak. Yarıya kadar beyazlayan saç telimi görüp ve dayanamayıp koparıp dün ikinci yarı beyaz saç teliyle karşılaşmam zamanın önünde duramayacağımın kanıtı gibi karşıma dikildi. Al işte sen kopar ben yine çıkarım diyen sevgili ikinci beyaz saç telim, bu sefer seni koparmayacağım. Zaten nerede olduğunu unuttum. Biliyorum saçlarım çok uzadı, sen de  hiç acele etme,  yavaş yavaş beyazlarsın :P "Take your time" :) Yeşil pasaportumun da süresi doluyor, artık benim de bir birey olduğumun farkına varmam için bordo pasaport mu gerekiyor acaba... Belki de. Elveda anne-babamdan edindiğim ayrıcalıklar, merhaba can sıkıcı vize başvuruları.

Yılın dersi.  Salıvermek ya da "letting go". Bu sene ne öğrendin Ezgi diye sorarsa Noel Baba, salıvermeyi öğrendim derdim. Birilerine/birşeylere tutunmak bırakıp gitmekten daha kolay. Akışına bırakmak, rahat olanı seçmek daha kolay. Başkalarının yaşamına, bağlantılarına akıvermek çok daha kolay. Ancak salıvermek demek dayanaksız kalmak demek, kendi akışını bulmak. Sadece birini değil, karşına çıkan fırsatları da salıvermek, en iyisi gibi duran seçeneği en güvenli seçeneği değil de öbürünü seçmek. Ben bu sene uzun süredir tutunduğum bir dalı bıraktım. Aniden değil, yavaş yavaş, adım adım,  bazı adımlar büyük bazı adımlar küçük ama sonunda salıverdim. Huzurluyum. 

Kendimi yıl sonu karnesi hazırlayan öğretmen gibi hissettim bu postu yazarken. Durum değerlendirmesi tadında, bol gözlemli bir yazı oldu. Koca bir seneyi kısa bir yazıya dökmek kolay değil, ancak geriye dönüp baktığımda aklımda kalanlar en iz bırakanlar olsa gerek diye düşünüyorum.