4 Kasım 2013 Pazartesi

Menstürasyon Gidince

PS: The following is a poor translation of my free adaptation of  Yilmaz Erdogan's "Sevmekten Gidince (When Leaving Love?)" poem. All concepts appearing in this poem are fictitious. Any resemblance to real persons, or societies living or dead, is purely coincidental. Read at on your own risk. The actual Turkish version is below.

Menstruation has been banned in public places
Cause it leads to unexpected tides
We’ve confiscated all the bleeding
It’s forbidden to PMS
Compulsory to wear thongs and now it’s free to use the contraceptive pills
No more smelling of blood after menstruation
Ovulation is a sin
And just to make a baby after 10 years
Striving for consecutive 28 days is banned
Every women will take back what she has ovulated
So that nobody is ever born into any womb
No sun, no moon or any other natural event
Will be shown as witness to ovulation
Ovaries will do whatever you tell them to do
And time spent in pain will be reduced to 1 hour in domestic environments


Not: Asagidaki siir Yilmaz Erdogan'in "Sevmekten Gidince" siirinin ozgun bir adaptasyonudur. Siirin hic bir gercek kisi ya da kurulusla baglantisi yoktur. Tehlikeyi goze alarak okuyun.

Menstürasyon yasaklandı halka açık yerlerde
Kan akıtmak yol açıyor diye hesapsız gelgitlere
Kaldırdık tüm kan akıtmaları
Yasak PMS olmak
Tanga giymek mecburi ve serbest doğum kontrol hapı kullanmak
Artık menstürasyon sonraları kan kokmak yok
Yumurtlamak günah
Ve bir bebek doğsun diye bundan 10 yıl sonra
28 gün ard arda çabalamak
Kimse doğmasın diye kimsenin rahminde
Her kadın yumurtladığını geri alacak
Güneşi, ayı ve hatta hiçbir tabiat olayı
Şahit gösterilmeyecek hiç bir yumurtlamaya
Ne deniyorsa onu yapacak yumurtalıklar
Ve süresi 1 saate indirilecek meskun mahallerde sancılanmanın



23 Ekim 2013 Çarşamba

Kurtlarla Koşan Kadınlar

Bir yazar insanın hayatını nasıl değiştirebilir derken bugün öyle bir kitabın kapağını açtım ki, Murakamı üzerine söylediğim her şeyi silip atmama neden olabilir. Bu kadar popüler olan bir kitabın elektronik kitabını bulamamak beni iki günlük sabırsızca bir bekleyişe sürükledi. Az önce kitabın kapağını açtım, ve ilk bir kaç sayfada bile uzun zamandır heyecanlanmadığım kadar heyecanlandım. Beklentilerimi karşılayabilecek mi göreceğiz, ama benim bu kitabı şu ana kadar duymamış olmama ne demeli? Olsun, geç olsun da güç olmasın.

21 Eylül 2013 Cumartesi

Bir yazar insanın hayatında neler değiştirebilir?

Bu soruyu Murakami okumaya başladığımdan beri kendime soruyorum. İlk defa San Diego'dayken okumaya başlamıştım Murakami'yi. Nasıl oldu da onun ilk kitabını elime aldım bilmiyorum. "Kafka on the Shore" la başladı Murakami'nın dünyasına girişim. UCSD'nin güzelim kütüphanesi aklıma geliyor, Murakami kitapları aramıştım kütüphanenin Edebiyat kısmı olan en üst katında. Çalkantılı dönemler geçirdiğim, kitaplara tutunarak kafa dağıttım günlerdi. Delice okuduğumu hatırlıyorum Scarlett Thomass ve Murakami kitaplarını. Elime onlara ait ne geçtiyse okudum. Ki ikisini de benzetirim birbirine... Hayal dünyalarındaki o fantastiklik, insanın ayaklarını yerden kesip aynı zamanda kendine sorular sorduran edebi bir derinlik beni çekmişti Murakami kitaplarına. İlk dönemler öyle ard arda okudum ki bu iki yazarı bazen hikayeler birbirine giriyor, özellikle kitaplardan bölümlere rastgeldiğim Murakamiştuff bloğunda bazen durup durup bu bölüm o kitapda mıydı diye şaşırmadan edemiyorum.

Ben kitap okumayı ciddi alırım. Hayata dair öğrendiğim çoğu şeyi kitaplardan öğrenmişimdir ve fikirlerimin değişmesi, dönüşmesi okuduğum çoğu kitaba bağlıdır. İnsanlardan çok kitaplarla iletism halinde olduğumu düşünüyorum çoğu kez. Tek tek isim veremesem de , en öne çıkanı, beni en çok değiştireni Murakami kitapları. Karakterlerdeki duygusal ve rasyonel soğukluk benim biraz olsun melankolik Türk kültüründen uzaklaşmamı, kendime ve dünyaya daha mesafeli bakmamı sağladı. Hatta karakterleri taklit edip, aynı ruh halini kendimde arayışım belki çok ileri gittiğimin bir göstergesi. Ancak insan sahip olduğu his şeye sıkı sıkı tutunmamalı bence. Bazen yolunu değiştirip, asla yapmam dediği şeyleri denemeli. Tabi yanısıra önlemleri de alarak. Murakami okumak benim kişiliğmde  maceracı yönleri sivriltti ama bir yandan da dinginliğin ve o sıradanlık hissinin tadını almamı sağladı. O mesafeli yaklaşım da şimdilerde üzerimden atamadığım gizli bir melankoliye dönstu.Yağmurdan kaçarken doluya tutuldum...

 Murakami'den öğreneceğim çok şey var. Özellikle onun disiplinli çalışma tarzı...Ve dahası....

Murakami demişken, tarz ve kültürel yaklaşım olarak ona benzeyen bir başka yazarı, yani Banana Yoshimoto'yu okumaya başladım. İlk kitabı "Kitchen" (Mutfak) tarz itibariyle Murakami'ye benziyor, asıl kitabın sonuna ek olarak konan öykü hoşuma gitti.

Ezgi'nin edebiyat dünyasındaki maceralarından şimdilik bu kadar. Bu senenin kitap dökümünü yıl bitmeden yapmayı planlıyorum. Hayırlısı...

13 Haziran 2013 Perşembe

Oralarda biryerlerde

Neler oluyor? Ben bir baloncuğun içine girmiş gibiyim. Türkiye'de yaşananlar her ne kadar insanı meraklandırıp kızdırsa da, herşeyi uzaktan bir filmmışçesine gibi izlerken ne buralarda olup bitenden ne de oralarda olup bitenden yana atıyor kalbim. Beni ben yapan şey, neyse o şey, sadece izliyor. Elden başka ne gelir? Bilmiyorum. Değişimin bir parçası değil de seyircisi olmak rahatsız edici. Ancak, insan neleri seyrettiğinden bile bin şüpheliyken, kimi neyi doğru dürüst yapıyoruz diye düşünmeden de edemiyor.

Bense kendi ruh halimi elekten geçiriyorum. Bir süredir şiir yazmaya başladım. Bildik heves mi, yoksa bahar sarhoşluğumu bilmem. Bazı bazı diyorum memleket meselelerini de ele alayım diye, ama kendi meselelerimden sıra gelmiyor. Kendime bencil bir uğraş, kendimi rahatlatmak için bulduğum bir oyun gibi. Kelimeleri olduğu gibi kağıda döküvermek bana iyi geliyor.

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Ve Ezgi Mate ile tanıştı...


Gormustuk birbirimizi daha once
Ofisten Arjantin'li bir arkadaş sayesinde
İlk görüşte aşk değil yani bizimkisi...
Yavaş yavaş ama kararlı bir ilişki.
Hem kıskanç da değil.
Aralardaki kahve kaçamaklarıma
Hiç bir şey demiyor mesela.
Ya da sabah sevişmelerimize cayla


Uzaklardan geliyor,
Hiç gitmediğim, görmediğim memleketlerden
Nasıl daha önce tanışmadık dedirtircesine
Uzun yol yorgunluğu,
Ustüne yılların beklentisi çökmüş.
O yüzdendir ya, o tozunu silkelemeden içmek günah misali.
Yoksa boğazına takılıyor insanın, hüznünün tortusu...
Bazı bazı çektiği acılardan bahsediyor bana,
Vatanı uğruna ölen çiftçilerden yana.
Bense dinliyorum,
Anlattıklarının farkına vara vara...

Onu her içime çekişimde,
Belinden tutup, boğazına yapışıyorum.
İçin için çekiyorum onu içime.
Bazen hemen bana yanaşmıyor, bekletiyor.
Hele o ilk yudumu yok mu, çarpıyor insanı...

Bir yudum aldın mı bir yudum daha aldırası geliyor insana.
Tatlı değil,
Ki zaten bağımlıklık yapar tatlı şeyler,
Duramazsın onlardan ayrı.
Oysa Mate biraz acı,
Biraz buruk,
Birazsa buğulu bir tat bırakıyor insanın ağzında.

Bir fincanlık bir heves değil,
Yudum yudum, yavaş yavaş, tadına vara vara.
Ve hele o termostan su dökerkenki elimin efkarlılığı var ya,
Sanki bir taşım daha doldur beni de
Dünya gözlerimizin önünde bitmeden
Bir kez daha bakalım birbirimize dercesine.
Bir yudum daha al benden
Ve al ki o yapay zikkimlara olan
Aç gözlülüğün bastırılsın diyor her içişimde.

En makbulu bu mutluluğu sevdiklerinle paylaşmak,
Boğazından tutup içmek,
Bir yudum almak ve yanındakine geçirmek geri kalan mutluluğu.
Öyle yaparlarmış onun memleketinde.
Aynı kaptan farklı tatlardaki mutlulukları yudumlamak.
Öyle ya, bizimkisi yanlız bir yaşam.
Paylaşamıyoruz her önümüze gelenle...
Olsun, ben yine de seni seviyorum Mate!

Ezgi Cicek


PS: Do not translate this poem, it contains Turkish word plays which may cause you to think that it is written for a real person. It is not!

21 Nisan 2013 Pazar

Carklar arasinda

Uzun zamandir yazmak istiyorum, ama o kadar yogunum ki, sepet sepet bekleyen camasirlari yikamadan buraya yazmanin mumkun olmadigini anladim. En nihayetinde giyecek kiyafetim olmadan yazmam pek yakisik almazdi. Neyse, dun dag gibi buyuyen camasirlari tepeciklere donusturdum, ve icimdeki yazma gudusunun onundeki bariyerleri de kaldirmis oldum. Gelvelakin, beklenenden once gelmis bir rehavetin icine girdim. Bazen insanin basina bir olay gelir, gelmese bir turlu, hadi geldi daha bambaska, insan icinden cikamaz ya, ben de aynen oyle hissediyorum. Her iste bir hayir vardir diye kendimi avutuyorum, ama son bir kac aydir o kadar cok sey ya ertelendi ya da suya dustu ki, biraz hevesim kirildi acikcasi. Gerci ben biliyordum boyle olacagini diye de icimden gecirmistim.

Oncelikle uzak diyarlara olan seyahatim suya dustu, sonra da bir makale... Aralarda da duygusal anlamda bir kac planim suya dustu, gerci birini ben bogdum. Iyi ki de bogdum ama inaniyorum ki insan sevdigi ve tat aldigi seyleri yapmali. Sirf kendi sinirlarindan cikmak icin, kendini ispat etmek icin kisiligine ters giden seyleri yapmaya gerek yok. Denizde balik cok...

PS: Buraya kadar olanlari Mart ayinda taslak olarak yazmistim, sonra araya bin turlu is girdi yazamadim, simdi kaldigim yerden devam ediyorum:

Rehavet icine girdim dedigime bakmayin, yine is basindayim. Iki haftalik Turkiye ve Ingiltere seyahatlarinden sonra, yine tilki kurkcu dukkanina geri dondu. Ama bu sefer ye kurkum ye demece yok :) Tatil rehavetinden sonra geri kanitlarin basina donmek bir hayli zor, beni uyarmislardi da ne olacak canim demistim. Neyse, yavas yavas eski tempoma donuyorum...

Bir haftadir da diyete basladim, ki hem tatilde hem de iki aylik ofise kapanma surecinde aldigim kilolari geri verebileyim diye. Nitekim Tim Ferriss'in yolundan -yani yavas karbonhidrat diyetiyle- devam ediyorum. Her gun ofise bisikletle gel git o da etkiliyor tabiki, ayrica nehir kenarinda da yuruyuse basladim. Kosuya baslamaya korkuyorum cunku ayak bileklerimde hala sislikler cikiyor zorlayinca. Zaten insan on koldan degisiklige gitmemeli, adim adim degistirmeli kendini. Benim ogrenmem gereken konulardan biri de bu sanirim, hevese kapilip onuda degistiricem bunu da yapicam diye ortaya cikiyorum, sonra hic bir sey olmuyor... Nitekim, gecen ay heves kolleksiyonuma cello calmayi ekledim. Peh Ezgi, sen kim cello kim diye dusunebilirsiniz, ki ben de boyle dusunerek basladim. Ancak icimdeki sey, neyse o sey, beni komsu Fransiz koyundeki cellocudan cello kiralamaya ve deneme dersi almaya kadar itti. Ancak benden muzisyen olmaz arkadas... Neyse insanin kendi davranislarinin ve kisiliginin farkinda olmasi da guzel bir sey. Belki de o kadar guzel bir sey degil kendini bu kadar cok elestirmek. Hatta gecenlerde Alman bir arkadasim bana sen cok "Selbstkritik" ( ozelestirici) birisin dedi. Sonra da ben onu kritik ettim, ve bir daha gorusmedik. Neyse bu cok ekstrem bir ornek oldu cunku gorusmeyi kesmemizin baska nedenleri de vardi. Bilmiyorum, bu konuyu detaylica irdelemek lazim. Her zaman yaptigim gibi bu konuyu da neyse diye gecistiriyor (yine ozelestiri yine ozelestiri), heyecanli ve macerali yasamima geri donuyorum. Daha onumde kanitlanacak teoremler, yazilacak raporlar, yapilacak saglikli lezzetli yemekler var.

23 Aralık 2012 Pazar

2012 Kitaplari

Ben normalde bir kitaba basladim mi, eger kitap cok berbat ilerlemiyorsa bitirene kadar elimden dusurmem. Zaman alsa da bitirmeye calisirim. Fakat bu sene o kadar cok kitabi yarim biraktim ya da parca parca okudum ki, kendime inanamiyorum. Icimde sanki cevaplari kitaplarda bulacagima dair bir umit var ve her kitaba bir takim sorular sorarak basliyorum. Cevap gelmiyorsa benim de hevesim kiriliyor. Sordugum sorular icinde bulundugum ruh haline gore degisiyor. Son zamanlarda hep kadinlikla iligili sorular soruyorum.

Ikinci gozlmemim de, gecen seneye gore daha cok Turkce kitap okumus olmam. Sanki Turkce kitap okurken bambaska bir dunyaya daliyorum. Ozellikle siir okurken. Turkce kelimeleri ozluyor insan, ve onlardan olusturulacak kombinasyonlari, farkli tatlardaki cumleler, misralar... Ozellikle kelime oyunlari beni miknatis gibi kendine cekiyor.

Bu sene neler okudum?

Aleph, Paulo Coelho: Simyaci' yi okumustum seneler once, pek fazla da hatirlamiyorum aslinda. Cok populer yazarlara karsi hep icimde bir tereddut olur. "Elif" i okumaya ikna oldum cunku  kitap Coelho'nun Trans-Sibirya yolculugu sirasinda tanistigi bir turk kiziyla olan iliskisini konu aliyor. trans-Sibirya deyince akan sular duruyor benim icin. 

Honour, Elif Shafak: Elif Shafak'in yeni kitabi ben Almanya'ya gelmeden once Iskender adiyla basilmisti. Ingilizcesini okumayi tercih ettim, ama eminim ki Turkce'si bambaska bir tat birakirdi. Bazi duygulari Ingilizce anlatmak o kadar zor ki. Yine de begenerek okudum. Sanki baska bir perspektiften bakiyor insan Turkleri anlatan bir kitabi Ingilizce okurken. 

Kurk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali: Turkiyeden gelirken Mertcan'dan almistim galiba bu kitabi. Sanrim ilk "Sabahattin Ali" kitabim. Neden bahsettigini hatirlamakta bir hayli zorlandim, sonra kitabi soyle bir karistirdim ve belki de bir daha okumam gerektigini dusunuyorum. Bu kitap sayesinde ogrendigim ve cok sevdigim ancak hafizamin derinliklerine gomulen bir kelime: 'hodbin'. Nereye baksa kendini goren kimse demek. Kulaga hos geliyor...

Altini cizdigim cumlelerden bir secki:

"Butun basit insanlarda oldugu gibi, kederden sevince, heyecandan sukunete geciyor ve butun kadinlar gibi her seyi cabucak unutuyordu" ( Oyle mi sahi?....)

"Siz de butun diger erkekler gibi, her seyi kabul eder gorunerek her seyi kabul ettirmek yolunu tutuyorsunuz"

"Bilhassa tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu... Neden? Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız? Niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız? Niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakküm, bizim reddedişlerimizde bile bir aciz bulunacak? Çocukluğumdan beri buna daima isyan ettim, bunu asla kabul edemedim. Niçin böyleyim, niçin diğer kadınların farkına bile varmadıkları bir nokta bana bu kadar ehemmiyetli görünüyor?"

Oryx and Crake, Margaret Atwood: Ilk Margaret Atwood kitabim. Ilk sayfasina su notu almisim: "2012, January. loosing my faith". Fantastik kitaplari sevdigimden olsa gerek, bu kitap da uslubu ve sirin carsafa sarili Kardanadami ("Snowman") ile gonlumu caldi. Sadece gecmisi hatirlayabilen bir fantazist ve maceralari. Edebi acidan cok yogun degil ama ilginc bir hayalgucu.

The Road, Cormac McCarthy:  Enstitunun kutuphanesinden aldigim bir kitap. Bir baba oglun terkedilmis bir dunyadaki hayatta kalma maceralarini anlatiyor. Severek okudum. Sonu uzucu. Yine de okuyucuyu bambaska bir melankolik diyara goturuyor. 

Olasiliksiz, Adam Fawer: Erman'in hediye ettigi ( ya da getirdigi) bir kitap. Gelecegi tahmin edebilen bir adamin hikayesi. Vasat. Yine de surukleyiciydi.

Happiness of Blond People, Elif Shafak: Penguen Specials tarafindan yayinlanan cokkulturluluk uzerine yazilmis kisacik bir kitap-makale. Tuba agacina yapilan referans hosuma gitmisti:

"In Sufi philosophy there is a legendary tree named Tuba. It's like any other tree, except it is upside down. Evergreen and ever bearing, its roots are up in the air, extending towards the vast, blue sky. I like that image. I find it comforting. It helps me envisage the possibility that one can have roots without actually putting down roots anywhere."

Fifty Shades of Grey+Dark, EL James: Herkesin uzerinde konustugu bu kitabi okumadan olur mu hic? Ilk ikisini okudum bu uclemenin. Kafa dagitmak ve BSDM de nedir diyerek basladim okumaya, edebi hic bir derinligi olmayan, ingilizcede "page-turner" diye tasvir ettikleri bir kitap. Bir kadin gozunden yazilmis olmasi ilginc ama bu kadar fazla ilgiyi haketmiyor bence. 


Fear of Flying, Erica Jong:  Sanirim feminist kulliyatini okumaya bu kuült kitapla basladim. Kurgusunu vs. dusununce aman aman bir ozelligi yok, ama uslup ve bambaska bir perspektifle yazilmis olmasi sebebiyle kitabi bir solukta okuyuverdim. 1970lerde yazildigi dusunulurse, cok liberal bir bakis acisi gunumuzle karsilastirinca gozler onune seriliyor. Zipless fuck tanimi sanirim kitabin en ilgi cekici ozelliklerinden biri:

"The zipless fuck is absolutely pure. It is free of ulterior motives. There is no power game. The man is not "taking" and the woman is not "giving." No one is attempting to cuckold a husband or humiliate a wife. No one is trying to prove anything or get anything out of anyone. The zipless fuck is the purest thing there is. And it is rarer than the unicorn. And I have never had one."


How to be a Woman, Caitlin Moran: Parca parca okudum bu kitabi, tum makaleler ilgimi cekmedi. Feminist bir Ingiliz tarafindan yazilmis, biraz garip ama oldukca komik bir kitap. Dili, tasvirleri de cok hosuma gitti, ancak doz doz okumak lazim bence.


Demiryolu Oykuleri, Kemal Varol: Sirin bir oyku seckisi. Turk yazarlardan demiryolu oykuleri... Bursada kitap fuarinda almistim. Bazi oykuler yairm kaldi, okunamadi. Bir dahaki tren yolculuguna kismet.

Mavi Orman, Defne Suman: Otobiyografik nitelikler tasiyan yogaesk bir kitap. Yazarin blogunu takip etmeye basladim kitaptan sonra. Yine de kitabi bitirmek icin epey ugrastim, sonlarina dogru ya ben tikandim ya da kitap.


Yetiskinler Ejderhalardan Neden Korkar?, Ishak Reyna: Deneme yazilariyla bezeli bir koleksiyon. Malesef hepsini okuyamadim. Ara sira acip bir kac makale okuyorum. Eski evimde tuvalet okumasi iyi oluyordu :P

The Black Swan, Nassim Nicholas Taleb: Neredeyse imkansiz seylerin etkisi uzerine yazilmis oldukca bilimsel bir o kadar da etkileyici bir kitap. Rastlanti eseri ortaya cikan olaylarin aslinda hayatimizi nasil etkiledigini, ve bu olaylari tahmin edebilmenin ne kadar zor oldugunu ve insanin her seyi tahmin etmeye calismaktansa bazen kendini bilinmeyene birakmasi gerektigini anlatiyor. Okumasi zor, cunku insan durup dusunmek istiyor. Ve o kadar cok referans var ki, bazen takip emesi zor olabiliyor. Hala bitiremedim ama cok az kaldi bitmesine. 






Monkeys with Typewriters, Scarlett Thomas: Sonunda Scarlett Thomas'in heyecanla bekledigim kitabi cikti. Cikti cikmasina ama ben hayal kirikligina ugradim cunku fantastik bir kurgu kitabi yerine nasil yazar olunur,  nasil iyi bir kitap yazilir temali bir kitap cikti.  Yarisina kadar ona olan tutkumdan dolayi okudum, ama sonra karsima daha guzel kitaplar, cevaplanmasi gereken baska kitaplar cikti. Bir yandan da dusundum acaba ben bir gun kitap yazabilir miyim diye? Yazabilirm iyim hakkaten? Uzun senelerdir hayalini kurdugum bir sey kitap yazmak, ama daha vakit var.